25 Ağustos 2010 Çarşamba

Bismillâhirrahmânirrahîm…


Eski/meyen zamanlar

Bir resimde kaldı yan yana gelişlerimiz
Mutluluk pozları verişimiz
Dünya hapsederken beni içinde ellerim gözlerime rüzgâr estirmekte,
Ağladığım belli olmasın diye..

Kaç kaçışım yüreğimden?
Kaç akmayan gözyaşım önüme düşen?
Kaç pişmanlık birikti içimde?
Kaç sorularıma cevap alamadım?

Eski zamanlar mıydı hayat?
Önüne serdi beni, rüzgârlarıyla savurdu
İsyanım ne sana ne başkasına isyanım hep kendime
Hatalarıma sebep olan yine benken uzunca bir set çekiliyor önüme
Şu şu şu senin yaptıkların diye
En azılı bir yargıç gibi sorguluyorum kendimi.
Sonsuz müebbet hapis veriyorlar içimdekiler cezamı.
Umurumda değil!

Bir acı oturuyor içime
Vicdanım ayaklanıyor sabrım ayyuka çıkıyor.

Eskiden kırılan oyunca bebeklerime üzülürdüm.
Şimdi kırılan kendime ve kıranlara üzülüyorum.

Hani bir gün babam ve ben köye gitmiştik
Hani ilk gurbetlik çökmüştü içime
İlk hüzün ilk yalnızlık ve ilk acı..

Annem oyuncak bebek göndermişti köye
Hem de havuzda yüzeninden.Nasılda sevinmiştim...

Hemen bahçedeki havuza inmiş ve yüzdürmüştüm saatlerce
Geç olunca da babam bahçede kalmama daha fazla izin vermemiş bir leğene su doldurup al bunda yüzdür bebeğini demişti.
Hava atmıştım köydeki diğer çocuklara yaaa,
bir ad bile verememiştim adsız bebeğime.
Derken çok yüzdürmekten kolunun tekini kırmıştım. Kendi kolumu kırmış gibi acımıştı canım o zamanlar yürek acısı nedir bilmezdim.Şimdi anladım acımın adını.
Oysa o zamanlar anlamalıydım adsız sevdaları yaşamaya mahkumiyetimi
1. Kimseye göstermediğim yaralarım var benim
Kimselere diyemediğim sevdalarım gibi.
İçimde büyüttüğüm gizler var ben de
Arka köşelerime saklıyorum acılarımı mutluluk geçici misafirim.
Ve yüreğimde saklıyorum seni
Aşkın geçici bir misafirim.

Hasibealkan.
16/09/09
İstanbul’umdan.

Hiç yorum yok: